tanrı’nın yarattığı ilk şey yolculuktur.
bunu şüphe takip eder.
ve sıla hasreti.

ulis’in bakışı

İnsanın dünyayla çelişkilerini hiçbir şey bize Tarkovsky gibi anlatamaz. Kieslovski’nin Dekaloglarında anlattığı insanın hallerini hiçbir politik tasavvurda bulamayız. Hiçbir gerçek Kurusawa’nın Düşler’i kadar gerçek değildir.
sadık yalsızuçanlar

hikaye / kırık testi

bir adam, her gün boynuna dayadığı kalın sopanın iki ucuna asılı testilerle dereden su taşırmış evine.. bu testilerden birinin yan kısmında çatlak varmış.. diğeri ise hiç kusursuz ve çatlaksızmış ve her seferinde bu kusursuz testi adamın doldurduğu suyun tümünü taşır, ulaştırırmış eve. ama her zaman boynunda taşıdığı testilerden çatlak olanı eve yarı dolu olarak varırmış. iki sene her gün bu şekilde geçmiş. adam her iki testiyi suyla doldurmuş ama evine vardığında sadece 1,5 testi su kalırmış. tabi ki kusursuz, çatlaksız testi vazifesini mükemmel yaptığı için çok gururlanıyormuş. fakat çatlağı olan testi, çok utanıyormuş. doldurulan suyun sadece yarısını eve ulaştırabildiği için de çok üzülüyormuş. iki yılın sonunda bir gün, görevini yapamadığını düşünen çatlak testi, ırmak kenarında adama şöyle demiş: “kendimden utanıyorum. şu yanımdaki çatlak nedeniyle, sular eve gidene kadar akıp gidiyor.” adam gülümseyerek dönmüş testiye; “göremedin mi? yolun senin tarafında olan kısmı çiçeklerle dolu. fakat kusursuz testinin tarafında hiç yok. çünkü ben başından beri senin kusurunu, çatlağını biliyordum. senin tarafına çiçek tohumları ektim. ve hergün o yolda ben su taşırken, sen onları suladın. 2 senedir o güzel çiçekleri toplayıp, masamı süslüyorum. sen kusursuz olsaydın, o çatlağın olmasaydı, evime böyle güzellik ve zarafet veremeyecektim” diye cevap vermiş.

hikaye / çalgıcı ali

bir vakit bağdatta geçimini çalgıcılık yaparak sağlayan bir genç vardı adı çalgıcı aliydi. çalgıcıydı düğünlerde derneklerde özel günlerde saz çalıp insanları eylendirir bu yolla para kazanırdı. çalgıcı ali bir gün bağdat sokaklarında aval aval gezerken bir kız gördü aman allahım ne güzeldi bir bakışla içten yaralanmıştı yıldırım aşkı derlerya öylece ali aşık oldu.

hemen etrafındakilere sordu;

-hey bu kız kimdir tanıyan varmı kimdir neyin nesidir bilen yokmu.?

birisi;

-tanımıyormusun.padişahın kızı selmadır.

eyvahhh ali ne yaptın. aşık olacak başka kızmı bulamadın gittinde koskoca padişah kızına aşık oldun bir duysalar seni öldürürler çalgıcı sefil bir çalgıcısın…ali bu düşüncelerle uzaklaştı oradan artık derde giriftar olmuştu. o neşeli ali çalgıcı ali artık sazına dertli dertli vurmaya başladı. yemeden içmeden kesildi.aklında fikrinde selma vardı. ama kimselere diyemiyordu. alinin bu haline arkadaşları acıdı yanına gittiler..

-ali günlerdir yemiyor içmiyorsun düğünlere de gitmiyorsun iyice sefalete düştün. arkadaş derdini söyleki derman olalım

ali -söylersem benimde başım sizinde başınız gider.dedi

arkadaşları ısrar edince ali padişahın kızına aşık olduğunu söyledi. arkadaşları ürktü.
-aman ali padişah duysa seninde bizimde başımızı vurur. başka kızmı yoktu sevdalanacak. aman ha bundan sonra arkadaşın değiliz. bizi arama sorma ama bunca yılın hatırına sana bir iyilik padişahın çok sevdiği bir allah dostu varmış adı ali heyiti hazretleri. kapısına giden derdine derman bulurmuş. git derdini ona anlat ama sakın bir daha bizi arama sorma.

deyip aliyi terketttiler.

ali bağdat sokaklarında kapı kapı gezer ali heyiti hazretlerini arar illaki arayan bulacak.sora sora bağdat bulunacak! sonunda bulur. kapıdan içeri edeplice girer. karşısına geçer diz çöküp boyun büker;

-derdim var efendim.

-nedir derdin evladım?

-aşık oldum efendim.

-kime evladım?

-selmaya efendim.

-selma kim evladım?

-padişahın kızı efendim!

-aman evladım. sen ne yaptın. padişah duysa seninde benimde başımı keser. asalet desem asaletin yok çingensin. servet desem servetin yok çulsuzsun. şu halinle padişaha ben gitsem benimde başımı vurur.

ali iyice çaresiz boynunu büker ali heyiti hazretleri onun bu durumuna dayanamaz. aliye;

-madem bu kapıya geldin bizden yardım talep ettin. bende sana yardım edeceğim. ama bir şartla. dediğimi yapacaksın.

ali öyle sevinir ki;

- söyleyin efendim yerleri yalayım her dediğinizi yapayım ne istersiniz efendim.

aşktı bu insana her şeyi yaptırırdı.

ali heyiti hazretleri;

- yok evladım bir seccade bul dediğim mağaraya git. seccadeni ser diz çök allah de kimseyle konuşma bakma tek kelime etme sen dediğimi yap söz bende padişahı ayağına getireceğim…

ali; aşık ali çalgıcı ali hemen koşarbir seccade bulur denilen mağaraya gider diz çöker oturur ” allah ” demeye başlar..

-allah selma gelecek allah selmaya kavuşacam ali coşmuştu…

ali heyiti hazretleri geceleri gidiyor gizli gizli seccadede dalmış allah diyen aliye yemek veriyordu.
günler böylece geçerken artık ali sabırsızlanıyor ali heyiti hazretleri geldiğinde ;

–efendim hani kız nerde selma nerde? diyordu.

ali heyiti hazretleride ;

-sabır evladım devam evladım az kaldı evladım diyor ve geri dönüyordu.

bir gün mağaraya bir kervan uğradı baktılar üstü başı toprak içinde bir adam allah diyor selam verdiler konuşmadı dürttüler bakmadı şaşkınlık içinde terk edip şehre gittiler. kulaktan kulağa abartarak yaydılar çocuğu olmayanın çocuğu oluyormuş kısmeti kapalıların kısmeti açılıyormuş. halk bu bire bin kattılar. bağdat halkı akın akın aliye gitmeye başlar çabut bağlayanlar dua edenler. ama ali kimseyle konuşmuyor aklı selmada.

derken sarayda konuşulur. padişahın huzurunda;

-efendim bağdat kenarında bir mağaraya bir allah dostu gelmiş halk akın akın oraya gidiyor.

padişah – biz bu işlerden anlamayız çağırın ali heyiti hazretlerine soralım.

padişah ali heyiti hazretlerine sorar.

-mağarada bir adam varmış devamlı allah dermiş gerçekten allah dostu olabilirmi.??

ali heyiti hazretleri her şeyi baştan sona bilmekte.

-evet gerçekten allah dostu olabilir efendim!!

padişah;

-o halde hazırlıklar yapılsın ziyaretine gidelim elini öpelim der sarayda hazırlık yapılırken ali heyiti hazretleri hemen alinin yanına koşar..

-ali ali ali dalmış allah allah allah

-ali ali ali kendine gelir

-efendim hani selma ?

-sabret evladım 40. günün sonu padişah ve saray ahalisi buraya geliyor padişahlar gittikleri yerde makam verirler mevki para pul verirler ne verirse versin hayır de. ne zaman ki kızının nikahını verdi o zaman evet de.

der ve gider…ali daha bir aşkla allah demeye başlarartık selmaya kavuşmak üzeredir.
ve kırkıncı gün! padişah saray ahalisi ve bağdat halkı mağarada ali allah diyor.padişah yaklaşır ve alinin önüne kese kese altınlar atar. eskiden bir tanesine saatlerce çalgı çalan ali kese kese altınları görünce ;

–hayırrr !!

der ve atar padişah eğilir;

- beyimiz olun efendim?

ali ;

-hayırrrr!

padişah şaşkın..

– vezirim olun efendim ali –hayırrr padişah baş vezirim olun lütfen efendim der.

ali ;

–hayırrr!!

padişah şaşkın ali heyiti hazretlerine gider

-efendim ne versekte memnun etsek şehrimizi terk etmese burada kalsa der.

ali heyiti hazretleri her şeyi bilmekte olduğundan.

-efendim belki kızınız selmanın nikahını verirseniz burada kalabilir der. ve padişah düşünür ve o an bir karar verir.

-kızım selma yı nikah ve tezviç ettim..

ali allah demeyi bırakır ortalık buz gibi sessiz… ali boynu bükük ellerini açar;

“ya rabbi bir yaren için kırk gün allah dedim. padişahları ayağıma getirdin.bir yaren için kırk gün adını söyledim asalet verdin beylik verdin bir yaren için kırk gün adını söyledim makam verdin şan verdin para verdin ya rabbi bir yaren için kırk gün adını söyledim bir yaren için ya rabbi.yaren de sizin olsun selma da sizin olsun ben seni istiyorum ya rabbb” der ve olduğu yerde can verir. bugün kabri bağdat’ta amerikan silahlarıyla delik deşik hala orada meftun rabbiyle birliktedir.

dünyada bulunmak endişeye sebebiyet verir. bütün filmlerin başına yazılabilir bu söz. bütün kitapların. hatta fırınların, bakkalların, mezarlıkların. saunaların bile… eğer buradaysak, ne olacağıyla; hatta şu ana kadar ne olduğuyla ilgili sürekli bir şüphe hâli içinde oluruz. aramızdan çok azı bu şüpheyi asıp sükuna erebilir
onur ünlü, euripides’in “İnsan endişeden yaratılmıştır.” lafı üzerine

… insan, kendisine bir mânâ vermeye çalışan tek mahlûktur.


… insan gerçekten ne olduğunu reddeden tek canlı türüdür

albert camus
insanlığın iradesi ızdırabın eseridir, dedik. ızdırap bizi kâinatta ufak bir parça olmaktan çıkararak kâinatın bütünü haline koyuyor: buna aşk diyoruz
nurettin topçu
"kaç gündür yemiyorsun. açlıktan öleceksin. nihat öldüyse öldü. ölenle ölünmez. bak ben yaşıyorum. 
…yaşıyorum da noluyor sanki. bir film bile bitiremiyorum. senin bildiğin bir yer var mı bana para verebilecek. hı? hey! kaplumbağa orda mısın?”

"kaç gündür yemiyorsun. açlıktan öleceksin. nihat öldüyse öldü. ölenle ölünmez. bak ben yaşıyorum. 

…yaşıyorum da noluyor sanki. bir film bile bitiremiyorum. senin bildiğin bir yer var mı bana para verebilecek. hı? hey! kaplumbağa orda mısın?”